Gidişatın Sorumlusu Bulundu: Ülkeyi Terk Etmek İsteyenler

Tarih:

Yazar:

Okuma Süresi:

4 dakika

Yeni Şafak yazarı Kemal Öztürk bir yazı kaleme almış: Ülkemizin ciddi sorunları olmakla birlikte siyasetle çözebiliriz, bağımsız bir medyamız var, her şey abartılıyor.

Türkiye’yi terk etmek isteyenleri anlamak

Bugün Türkiye’yi terk etmeyi dillendiren yazıları okuyunca, o günleri yeniden hatırladım. Ak Parti Hükümetlerinin, kendi inanç ve düşüncesinde olmayan insanların yaşam şekillerini, kanuni düzenlemeyle nasıl kısıtladığını düşündüm. Bulamadım.

Son açıklanan PİSA¹ skorlarının da gösterdiği gibi, Milli Eğitim sistemi tamamen çökmüş durumda. Özel okullara maddi durumu yetmeyen ailelerin çocukları için ortalama bir eğitim sağlaması bile idealist bir öğretmene denk gelme şansına kalmış vaziyette. Bütün okulları İmam Hatip’e dönüştürme politikasının bu sonuçları doğuracağı herkesin bildiği ve devletin kabul ettiği bir durum. Gayrimüslim ya da alevi ailelerin çocuklarının bazı mahallelerde yegane okul olan imam hatiplere gönderildiği, sesini kalabalıklara duyuramayanların da maddi durumlarını zorlayarak özel okullara gönderdiği bilinen bir gerçek.

Fakat neden insanlar yine de bu ülkeyi yaşanılmaz bulup, gitmek istiyor, bunu da anlamaya çalışıyorum. Samimiyim.

İçki içenlere, şort giyenlere, bazı resim sergisi açılışlarına bireylerin yaptığı saldırılar insanları korkuttu. Haklılar. Devletin bu bireysel saldırıları anında engellemesi ve cezalandırması gerekir.

Yurtlarda, kurslarda ve okullarda yaşanan iğrenç olaylara tepkililer. Haklılar. Ben de büyük tepki gösteriyorum.

Bu saldırılar insanları korkutuyor, ancak daha da korkutan bir şey var. Bu saldırılar halkın geniş kesimleri tarafından meşru görülüyor; nefret suçu olduğu gün gibi ortada olan durumlarda bile hakimler var olan yasaları işletip gerekli cezaları vermeye korkuyor². Basit boşanma davaları bile uzun süre sonunda sonuçlanırken, Ensar Vakfını ilgilendiren istismar davasının tek celsede bitmesi tek başına dev bir gösterge değil mi?³ HSYK atamalarına bakarsanız bunun nedenini gün gibi görüyorsunuz. Yazının her yerinde geçen FETÖ ile mücadelenin doğru dürüst yapılmasını ben de isterdim, ancak o zaman soruşturmaların ucu ne istedilerse verenlere de dokunmaz mıydı? 12 Eylül 2010 referandumu ile FETÖ’ye teslim edilip fiili olarak bitirilen yargı sisteminin uzun yıllar refah üretimine engel olacağı gerçeği bir yana⁴, bunun sadece ekonomik faturasını bile çocuklarına ödetmek istemeyen insanları suçlamak biraz adaletsizce değil mi?

Devlette torpil, adam kayırma, liyakat ve ehliyete uymama gibi konulardan şikayetçiler. Ben de şikayetçiyim ve bunu yazıyorum.

Torpil, adam kayırma, liyakatsiz atamalar Türkiye gerçeğiydi, ancak son dönemde bu konularda çığır açıldı. Kendi adamı olmayana iş vermemek için yapılması gereken şeylerden vazgeçmek, rant yaratabilmek için iş üretmek üzerine işleyen bir devlet aygıtı ortaya çıktı.

Ülkemizin geleceği belirsiz, ancak bu belirsizlik Cumhuriyet Tarihinde belki de ilk defa iç dinamikler sayesinde bu kadar belirginleşti. Siyasi sistemin ne olacağı değil, ne olduğu bile muallakta, dış mihrakları suçlama tembelliğine sürüklenen ve hiçbir hatasını kabul etmeyen devlet yönetiminden insanlar umudu kesmiş olabilir mi?

Ülkede basın özgürlüğü konusunda sıkıntı var diyorlar. Haksızlık yapılanlar olmuştur belki ama teröre destek verenlerle, gazetecilik mesleğini yapanları ayırmak gerek. Özgür Gündem bu yüzden kapandı ama Sözcü, Birgün, Aydınlık gibi bir çok gazete her gün hükümet karşıtı haber yapıyor.

Kamu reklamları hangi yayın organlarına ne kadar aktarılıyor, gazetelerin tirajları, televizyonların izlenme oranları ile kamu reklamlarından verilen pay arasında nasıl bir ilişki var?⁵ Hepimizin malumu olan bu istatistikler aslında derlenip toparlanmış bir şekilde bulunabiliyor. Bu noktada trajikomik olan ise Kemal Öztürk’ün yazısının yayınlandığı gazetenin adil bir kamu reklam politikası ile hayatını devam ettirmesinin şüpheli olması.

Bu ülkeyi seviyorsan, taşın altına sen de elini koymalısın.

İşte yazar burada haklı. Taşın altına hepimiz elimizi koymalıyız, ancak taş devletin bekası vb. soyut şeyler değil, insanlar olmalı.

AK Parti’yi sevmiyorsan, beğenmiyorsan sandıkta istediğin partiyi seçebilirsin.

Türkiye’de siyasi zemin yok. Bunun farkında olmalıyız. Devletin bütün gücünü kullanan bir siyasi partiye⁶ muhalefet etmenin zorlukları bir yana, devlet ile bütünleşmiş bir siyasete muhalefet etmek devlet düşmanlığı olarak algılanabiliyor. Merkez Sağ’dan herhangi bir alternatif parti ortaya çıkmaya çalıştığı an neler olduğunu Türkiye siyaseti ile ilgilenen herkesin malumu. Hükümet’in beğenmediği bir seçim sonucu ortaya çıktığında neler olabileceğini ise 7 Haziran’dan sonraki süreçte gördüğümüz için sandık, demokrasi gibi günümüzde dünyada ciddiyetini kaybetmiş kavramlar belki de başka yazıların konusu.

Ancak ülke bu haldeyken, senden anlayış, fedakarlık, katkı, destek bekleyenleri sen de anlamaya çalışmalısın.

Devlet kimdir, ülke kimin, kimler milli irade ve hangi kesimler dış mihrakların kuklası olarak görülüyor, farkındalık göstermeli ve bu insanlara cidden anlayış göstermelisin.

Medyanın en tehlikeli kalemleri, normal bir dönemde, normal bir ülkede yaşıyormuşuz da bazı basit sorunlarımız varmış gibi yapanlardır. Trollerden daha tehlikeli olan bu tip yazarlar, normal bir hayat yaşadığımız hayalini yaratarak insanları sanal bir gerçekliğin içine çekmeye çalışırlar. İçinden geçtiğimiz olağanüstü dönemlerde gerçeklerden kopmamak elimizde kalan en iyi mücadele aracı değil mi?


  1. https://onedio.com/haber/pisa-2015-sonuclari-aciklandi-egitimde-2003-un-bile-gerisindeyiz–743325
  2. http://www.birgun.net/haber-detay/sort-giyen-kadina-otobuste-tekme-atan-saldirgan-serbest-birakildi-128449.html
  3. http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/04/160420_karaman
  4. https://duzensiz.org/ka-2ac2f5d7425d#.p7mhil3lf
  5. Liber+ Sayı 2: Sosyal Liberalizm Bir Sapma mıdır?
  6. http://www.hurriyet.com.tr/trtnin-partilere-ayirdigi-sureler-aciklandi-40006512

İlk Yayın Tarihi: 7 Aralık 2016

E-Posta Bülteni

Yeni Çıkan Yazılara İlk Sen Ulaş!

.